BiriktirmeKutusu

Cumartesi, Mayıs 11, 2013

108 * BAHAR TEMIZLIGI LAZIM:)


Bahar temizliği




Yazmayan kalemleri,

Sayfası bitmiş defterleri,

Kulpu kırık fincanları,

'Zayıflayınca giyerim' kotunu,

Son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri,

Arka balkona tıkıştırdığınız, bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl tamir

olur dediğiniz o sandalyeyi,

Dibi kararmış tencereyi

Taşındığınız hangi evden kaldığı, hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o

anahtarları,

Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda o hiç sevmediğiniz tiple poz

verdiğiniz fotoğrafı,

Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini (kaset mi kaldı allah aşkına)

Atın.

Ohh bir ferahlayın bakalım. Tamam mı?

Şimdi ihtimalleri atın.

'Olacaktı, son anda olmadı'ları atın, olmamış işte.

Takılıp kaldığınız o günü.

Düşünüp durduğunuz o lafı,

Atın.

Küstüğünüz için uzun zamandır görmediklerinizin aklınızda kalan son

görüntüsünü,

Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan o 'olayı'

Atın.

O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini

Kestiğiniz eski gazete küpürünü

İçinizi kemiren o ukteyi

Atın.

Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk intikam yemeğini de dökün.

Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz, dışarıdan bir döner söyleyin daha iyi.

Buzdolabının üzerindeki diyet listesini (faturaların altında duruyor) ve

Depodaki koşu bandını,

Atın.

Cevabı olmayan soruları

Kaçırdığınız fırsatları

Atıldığınız işleri

Beceremediğiniz ilişkileri

Kişisel gelişim kitaplarını

Atın.

Arkanızdan konuşanları,

Önünüzü kapayanları,

Alamadığınız terfiyi

Oturamadığınız evi

'Şimdiki aklım olsa'ları

Aldığınız en kötü karneyi

Hatta en iyi karneyi

Çalışmayan saatleri

İşe yaramayan fikirleri

Kaçan trenleri

Zamansız yaşlandıran dertleri

'O gün' olanları.

Halının altına süpürdüklerinizi

Dolabın dibine iteklediklerinizi

Atın.

Bakın,ne güzel güneş çıktı....

                                                    ( Anonim )





Çarşamba, Mayıs 01, 2013

107 * HIKAYE BOYLE...


Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.

Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir.

Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir.. .

Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.

- Vur usturayı berber efendi, der.

Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takipetmektedir.

Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri.

Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:

- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.

Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.

Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur.Ses çıkaramaz.

Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar.

Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:

'Kabak aşağı, kabak yukarı.'

Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki,

gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir.

Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar. Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:

- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?

Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:

- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!



Hikâye böyle...

Ama hayat da böyle...

Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına, rantlarına yapışanlar anlayacaklardı r ...

ömrünüz güzel olsun....