BiriktirmeKutusu

Pazartesi, Eylül 25, 2006

40 * ADAM OLMAK

Adam Olmak

Cevrende herkes sasirsa bunu da senden bilse sen akli basinda kalabilirsen eger
Herkes senden kusku duyarken hem kuskuya yer birakir hem kendine guvenebilirsen eger
Bekleyebilirsen usanmadan
Yalanla karsilik vermezsen yalana
Kendini evliya sanmadan kin tutmayabilirsen kin tutana
Duslere kapilmadan dus kurabilir yolunu saptirmadan dusunebilirsen eger
Ne kazandim diye sevinir, ne yikildim diye yerinir ikisini de vermeyebilirsen eger
Soyledigin gercegi buken duzenbaz kandirabilir diye saflari dert edinmezsen
Omur verdigin isler bozulsa da yilmaz koyulabilirsen ise yeniden dokup ortaya varini yogunu
Bir yazi turada yitirsen bile yitirdiklerini dolamaksizin dile bastan tutabilirsen yolunu
Yuregine sinirine dayan diyecek direncinden baska seyin kalmasa da herkesin birakip gittigi noktaya
Sen dayanabilirsen tek
Herkesle dusup kalkar erdemli kalabilirsen
Unutmayabilirsen halki krallarla gezerken
Dost da dusman da incitemezse seni
Ne kucumser ne de buyultursen cevreni
Her saatin her dakikasina emegini katarsan hakcasina
Her seyiyle dunya onune serilir
Ustelik oglum Adam Oldun demektir.

Rudyard Kipling

Cuma, Eylül 22, 2006

39 * KADIN ve ERKEK BLOGGERLARA ITHAFEN

Kadının günlüğü

Bugün üç yil bitti. Onun karsisina gelinlikle çiktigim günkü kadar mutluyum.Tanrim, onu ne kadar seviyorum. Mükemmel bir erkek, cazibeli, yakisikli,anlayisli,sevecen, her sey var. Bugün Cumartesi, biraktim arkadaslariyla eglensin. En sevdigi yemek olan pastirmali kurufasulye ile pilav yapiyorum.Pisti, demleniyor. Banyo yaptim, en sevdigi kiyafeti giydim. Yemekten sonra,söminenin karsisina bir sise kirmizi sarapla uzanacagiz.. Eve geldi sonunda. Beni öpüsü biraz soguktu, akli baska yerde sanki. AmanTanrim, yoksa? Tüm cilvelerime ragmen, bana saldirmadi. Arkadaslariyla ne yaptigini sordum, agzinda bir seyler geveledi. Yemekte biraz keyfi yerine gelir gibi oldu, ama hala dalgin, hala uzak, hala kabuguna çekilmis. Herhalde ÖTEKINI
düsünüyor. Benden genç mi acaba? Isyerindeki sarisin pazarlama temsilcisi olmasin? Söminenin karsisinda sarabimizi yudumlarken, artik dayanamadim "neyin var?"diye sordum. Gülümsedi, zoraki bir gülümseme,aci dolu, uzaklik dolu.."Yok birseyim" diye geçistirdi. O gürül gürül yanan askin bu kadar cabuk bitecegine inanamiyorum, daha dün bana ebediyete kadar benimle olmak istedigini söylüyordu.Bugün aramizda iletisim kopuklugu basladi bile. Belki de kilo aliyorum.Çok mu vir vir yapiyorum? Elini
tuttum. Elimi oksadi, ama eller hissiz, parmak uçlari soguk...Stepe baslasam? Çocuk istesem? Yalan, yalan, yalan.Kendimi kandirmaktan baska bir sey degil bunlar. Bitti...Bittti...Bitti. Tanrim, ölmek istiyorum. Kendimi son kez onun kollarina attim. Aglaya aglaya uykuya dalmisim.

************************************
Erkegin Günlügü: (AYNI GUN)

Öf be, Fener yine yenildi.. Ama, kurufasülye güzeldi

Perşembe, Eylül 21, 2006

38 * SEVGILI OGRETMENLERIMIZ (TIPITIP'e ithafen)

(Bu yazi bu donem cok istedigi ogretmenlige baslayan TIPITIPcgme ve diger tum ogretmen olan blog dostlarima ithafen)

Can Dundar'dan

Sevgili öğretmenim!

Bugün çocuklarımızı teslim ediyoruz size öğretmenim...
Hayatımızın en değerli varlıklarını siz devralacaksını z.
Bir kısmı ağlayıp sızlayacak,
Bir kısmı kürsünüzde zıplayacak,
Biri okuldan kaçacak belki, diğeri altına kaçıracak.
Tanıdık manzaralar sizin için...
Bundan böyle anne babalarından çok sizinle olacaklar;
Işığa koşan pervaneler gibi etrafınızda dolanacak,
Her sözünüze inanmaya hazır bir sevdalılar ordusu halinde gözünüze bakacaklar.
***
Haddim değil size öneride bulunmak; olsa olsa temenniler sıralayabilirim:
Keşke onları eğlenceli bir partiyle karşılayabilseniz;
Okulu ilk günden sevdirebilseniz.
Sınıfta yerlerini gösterirken iyi bir sıra arkadaşının, hayatlarında güzel bir kitap kadar ebedi olabileceğini söyleseniz.

Körpe beyinlerini lüzumsuz bilgiler, basmakalıp fikirlerle doldurmak yerine, bilgiye nasıl ulaşılacağının ipuçlarını verseniz.
Bilgiyi iyi ezberleyenlerin değil, onu süzüp analiz edebilenlerin başardığını ilk dersten öğretseniz.

Kör inancın, insanoğlunun ezeli düşmanı olduğunu, yerküreyi itaatin değil sorgulamanın değiştirdiğini anlatsanız.
Gücü silahta, cazibeyi markada arayan kuşaklara gerçek kudretin bilgide, asıl cazibenin bilgede olduğunu belletseniz.
Güçlü olmanın değil, güçlüyken iyi kalmanın zorluğundan söz etseniz.
***
Hoşgörün saçlarının, etek boylarının uzunluğunu, yüreklerinin coşkunluğunu.. . Sevgiden zarar gelmez. Asıl şiddete çare bulun siz...

Çeteleşmenin değil, sevmenin her zorluğu yenebileceğini söyleyin.

İlmin de aşk kadar sonsuz olduğundan bahsedin.

Eğitimin ömür boyu süreceğini, öğrendikçe cehaletlerini fark edeceklerini,
Kendini bilmenin, insanlığı anlamanın önkoşulu olduğunu belletin.

"Her türlü servetin kökeninde alın teri olması gerekir.
İnsanı bencillik değil, bonkörlük zenginleştirir" deyin onlara...

Bir eser vermenin ölümsüzlüğe eş olduğunu,
Cehaletin insanı karanlığa gömdüğünü ezberletin.

Sürüye uyanların hiçbir iz bırakmadan kaybolduğunu,
Tarih yazanların farklılar olduğunu söyleyin.

Farklılıklarını kabullenin.

İçindeki yeteneği dışarı vurması için cesaretlendirin onları...

Kanatlarını kırmayın, kanatlandırın.

Filmlerden farklı olarak hayatta bazen kötülerin de kazanabileceğ ini,
Ama bunun ilelebet süremeyeceğini,
İyiliğin eninde sonunda galip geleceğini anlatın,
Umutlandırın.

Haksızlık karşısında boyun eğmeyip,
Tevazu karşısında eğilmelerini tavsiye edin.

Kalemin kılıçtan keskin,
Sabrın öfkeden baskın olduğunu gösterin.

Bağışlamanın kin tutmaktan,
Paylaşmanın kıskançlıktan üstün olduğunu belletin.

Hiç tanımadıklarının acısını çekmenin, insanı büyüttüğünü öğretin.
***
Arada kırlara çıkarın onları;
Doğanın kokusunu alsınlar;
Otların cinsini tanısınlar.

Uslu arkadaşlarını örnek verip ezmeyin uluorta...

Yüreklendirin.
Korkularını yenmelerine,
Cesareti öğrenmelerine yardımcı olun.
Karamsarlığın kuyularında boğulmasınlar.

Dayanışmayı özendirin, yarışma yerine...

Dostunu ihbar edeni değil, ele vermeyeni ödüllendirin.
Ötekini sevmeyi, hataları hoşgörmeyi,
Vefayı, esnekliği öğretin.

Ütopyalarını kaybettiler fırtınada; onlara ideallerini geri verin.

Zamanın hakemliğine güvenmeyi ve sabrı telkin edin.
***
İlkin kıymetiniz bilinmeyecek,
Sözleriniz boşlukta yitecektir belki...

Başkalarını aydınlatma uğraşında kendini tüketen mumlarsınız siz..
Ama biliriz ki, eriyen her mum, ışıttıklarında yaşar.
Sizler de o milyonlarca yürekte,
Ebediyen yaşayacaksınız, sevgili öğretmenim...

CAN DÜNDAR

37 * AFFETMEK

AFFETMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Bir lise öğretmeni günün birinde derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?”

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. “O zaman” der öğretmen. “Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin.” Öğrenciler bunu da yaparlar. “Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!”

Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama, ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

“Şimdi, bugüne dek affetmeyi istemediğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.”

Bazı öğrenciler torbalarına üçer–beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.

Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

“Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde.. hep yanınızda olacaklar.”

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:

– “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.”

– “Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf gözlerle bakıyorlar bana artık.”

– “Hem sıkıldık, hem yorulduk...”

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

“Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir..



KAYNAK:
BİR SÖZ:

BİLGİLİ İNSAN KOLAY AFFEDER. J. F. KENNEDY

YANILMAK İNSANCA, BAĞIŞLAMAK KUTSALCA BİR İŞTİR. A. POPE

EMRİNDEKİLERİ BAĞIŞLAMASINI BİLMEYENLER, BİR GÜN BU İNSANLARIN AFFINA MUHTAÇ OLURLAR. Sadi

36 * SEVGILILER GUNU - CAN DUNDAR'DAN

O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna
düşmüşçesine
ürperiyorsa yüreğiniz...
ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup
kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple
çekiyorsanız bu hislerin...
O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine,
bir
akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz
edilince
yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor,
mahcup
somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor,
siz
keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki
ter, en
dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O... her roman
O'ndan söz
ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç
diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor,
dara
düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor,
vitrindeki
her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O
anlatsa" diye
iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni
aklınızdan
silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi
taşıyorsanız gün
boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu
hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor
yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece
ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz
bile akıl
erdiremiyorsanız
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura
baskın
çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı
sözleri
unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize
rağmen
dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
Can Dundar

35 * HER SECIS BIR VAZGECISTIR

CAN DÜNDAR "her seçim bir kaybedistir"
>
>Her tercih bir vazgeçistir çünkü...
>Sabah ise gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik firsatindan vazgeçmis
>olursunuz.
>Kalkar kalkmaz hayat bin bir seçenegi dayar burnunuzun ucuna... "Ne
>giysem"
>telasindan, ögle yemeginde "Ne alirdiniz?" diye basucunuzda biten
garsona,
>"hangi kanaldaki filmi izlesem" kararsizligindan "bize oy verin" diye
>bagrisan partilere kadar her sey, herkes, her an sizi israrla bir
tercihe
>zorlar.
>Yastiginiza teslim olmussaniz, belki disarda isil isil bir günden
vazgeçmis
>olursunuz. Bahar esintileri tasiyan bir elbise belki o gün yasaminizi
>isildatabilecekken, agirbasli bir sadelige karar vermekle muhtemel bir
>tanisikligi tepersiniz. Belki yemediginiz musakka, ismarladiginiz
Izmir
>köfteden daha lezzetlidir.
>Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur.
>Ama yasam, vazgeçtiginiz seye iliskin ipucu vermez. Geri dönüp, o
günü
>gökkusagi desenli bir elbiseyle yeniden yasama sansiniz yoktur.
>Bu seçim oyununda vazgeçtiginiz sey, seçtiginizden daha degerliyse
>pismanlik
>kaçinilmazdir.
>Ama neyin degerli oldugunun karari da yine size aittir. Ve
vazgeçtiginiz
>sey bazen bir saray, bazen söhret sahnesinin pariltili neonlari da
olsa,
>çogu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz.
>Çünkü duvarlarina sevdiginizin kokusu sinmis bir ev ya da sevdiginiz
>kadinla
>paylasamadiginiz bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir
>degerlerdendir. Hayata bir baska gözle bakmayi ögrendiyseniz, bu
seçimde
>kazandiklarini sananlara yalnizca aciyarak gülümsersiniz. Her seyin
>siradanlastigi bir dünyada bazen kaybetmek en dogru seçimdir.
>Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçistir.
>Can Dündar / Yarim

34 * IQ TEST (gercek)

http://ivos.ivillage.com/assessment/exec/iqindex?&o=dcm,iq,iv,el,ivpremium,tp,0

33 * BU COCUK ASMIS :)

Bir ilkokul kompozisyonu:
Konu: 3 dilek hakkiniz olsa ne dilerdiniz



Günümüzde üç dilek hakkimiz olmasi çok önemlidir.

Maalesef sevinerek bu hakkimizi kullaniriz her zaman.

Benim 3 dilek hakkim olsa 3 dilek hakki daha isterdim.

Elde var 6 dilek hakki, 5 ile 3 er dilek daha dilesem 15 dilek hakkim daha olur. 15 dilek ile her istedigimi dilerim. Günah degilse allah olmayi dilerim. Allah olduktan sonra dilek hakkim sonsuz kere sonsuz olur. Çok akilli olurum. Maalesef her istedigimi yapabilirim. Kendime kasvetli bir yaris arabasi yaptiririm. Onunla antalya'ya gider dedemlerin elini öperim.

Dedem bana torunum allah olmus der. Sevinir. Harçlik verir. Abime vermez,çünkü o arabaya kusan bir gerzek. Sonra dedem mezarlikta zombileri öldürmeye gönderir beni. Hepsini yok ederim isin kiliciyla. babami da döverim.

32 * ESINI SEVEN KOCA:))

Samsun'da, birlikte yaşadığı Ali Demircioğlu'nu çorbasına fare zehiri
katarak öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Leyla Demirbostan, son
duruşmada sunduğu "DELİL" ile mahkeme heyetini kahkahalara boğdu.
Demirbostanın merhum Demircioğlu'nun yazdığını öne sürdüğü, "KARIMIN
SUÇU YOK, ONU SERBEST BIRAKIN" yazılı not herkesi güldürdü !

Hastahane mahallesinde, aralık ayında aralarında çıkan tartışma
nedeniyle Demircioğlu'nu çorbasına fare zehiri koyarak öldürdüğü
iddiasiyla 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde idam istemiyle yargılanan bir
çocuk annesi Demirbostan, dünkü duruşmada "ÖNEMLİ"dir diyerek
bir "DELİL" sundu.

Borç senedi arkasına tükenmez kalemle yazılan notta şu ifadeler yer
aldı: Karımı serbest bırakın "Saygıdeğer hakim bey. Ben Ali
Demircioğlu. Ben kendi kendime hazırladığım ilacı, yemeğime kendim
koydum. Leyla Demirbostan'ın hiçbir suçu yok. Suçsuz yere yatıyor.
Çekyat borcumu ödeyemediğim için canıma kıydım. Eşimi ablası Hatice
Kaya'nın evine göndermiştim.
Saat 11.00'de gel dedim, o da geldi. Beni eşim tuvalete girerken
gördü. Beni çok seviyordu. Bana kıyamaz. Şimdiye kadar eşimin bana
böyle bir sey yapacağı aklımın ucundan bile geçmez. Ailemin suçu
yoktur. Beni yine hastaneye kaldıran eşim oldu. İlacı ben aldım. Onu
serbest bırakın."

Yazının okunmasıyla birlikte mahkeme heyeti ve duruşmayı izleyenler
kahkahalara boğulurken, Ali Demircioğlu'nun babası Osman
Demircioğlu, "Oğlum düzgün yazı yazamaz" dedi. Demirbostan da, " Bu
mektuptaki yazı onundur"
karşılığını verdi. Duruşma, mektubun incelenmesi için ertelendi.

31 * BENIM DEĞERIM COK FAZLA !

Siz bunu okuduktan sonra ne dusunursunuz... bilemem?

>>
> >
> >Bir konusma sirasinda adamin biri kadinin birine sormus:
> >
> >"Nasil bir erkek ariyorsun?"
> >
> >Kadin bir süre sessiz kaldiktan sonra adamin gözlerinin içine
bakarak sormus:
> >
> >"Gerçekten bilmek istiyor musun?"
> >
> >Adam biraz isteksiz, "Evet" demis.
> >
> >Ve kadin baslamis anlatmaga...
> >
> >"Bugün ve bu yasta bir kadin olarak, bir erkege onun benim için
> >
> >benim kendime yapabilecegimden fazla ne yapabilecegini soracak
> >konumdayim.
> >
> >Kendi masraflarimi karsilayabiliyorum; bir erkegin yada bir baska
kadinin yardimina gerek
> >
> >duymadan evimi idare ediyorum. Böyle olunca,
> >
> >"Sen masaya ne koyuyorsun?" sorusunu sorma konumundayim.
> >
> >Adam kadina bakmis. Paradan söz ettigini düsünüyormus.
> >
> >Kadin hemen bu düsünceyi düzeltmis: "Sözünü ettigim, para degil.
> >
> >Ondan öte bir sey istiyorum. Hayatin her alaninda mükemmeliyeti
arayan bir erkege
> >
> >ihtiyacim var."
> >
> >Adam arkasina yaslanip kollarini kavusturarak kadindan biraz daha
açiklama istemis.
> >
> >Kadin baslamis anlatmaga:
> >
> >"Kendini zihnen mükemmellestirmeye çalisan birini istiyorum,
> >
> >çünkü sohbet ve zihnen uyarilma ariyorum. Basit bir adama
ihtiyacim yok.
> >
> >Ruhen mükemmellesmeye çalisan birini ariyorum, çünkü dengesiz bir
birlesmeye ihtiyacim yok.
> >
> >Inananlarla inanmayanlarin bir araya gelmesi felakete yol açar.
> >
> >Parasal açidan mükemmellik arayan bir erkege ihtiyacim var, çünkü
parasal bir yük istemiyorum.
> >
> >Bir kadin olarak yasadiklarimi anlayacak kadar duyarli,
> >
> >ayagimi saglam basmami saglayacak kadar güçlü bir erkek ariyorum.
> >
> >Saygi duyabilecegim birini ariyorum. Ona boyun egmem için onu
saymam gerekir.
> >
> >Kendi isini yürütemeyen adama boyun egemem.
> >
> >Boyun egme konusunda sorunum yok... yeter ki buna deger biri olsun.
> >
> >Tanri kadini erkege es ve yardimci olarak yaratmis. Kendine
yardim edemeyen adama ben yardim edemem."
> >
> >Kadin aklindan geçenleri böyle döküverdikten sonra adama bakmis.
> >
> >Adam yüzünde saskin bir ifadeyle oturakalmismis:
> >
> >"Çok fazla istiyorsun." demis.
> >
> >"Degerim çok fazla." diye yanitlamis kadin.
> >
> >Bu iletiyi degeri çok fazla olan bütün kadinlara gönder.
> >
> >NASIL OLMALARI GEREKTIGINI BILMELERI IÇIN BAYLARA DA GÖNDER.

30 * BEN DAHA BUYUMEMISIM:))

25 signs that show you that you’ve finally grown up:

1. Your houseplants are alive, and you can't smoke any of them.

2. Having sex in a twin bed is out of the question.

3. You keep more food than beer in the fridge.

4. 6:00 AM is when you get up, not when you to go bed.

5. You hear your favorite song in an elevator.

6. You watch the Weather Channel.

7. Your friends marry and divorce instead of "hookup" and "break up".

8. You go from 130 days of vacation time to 14.

9. Jeans and a sweater no longer qualify as "dressed up".

10. You're the one calling the police because those %&@#! kids next
door won't turn down the stereo.

11. Older relatives feel comfortable telling sex jokes around you.

12. You don't know what time Taco Bell closes anymore.

13. Your car insurance goes down and your car payments go up.

14. You feed your dog Science Diet instead of McDonald's leftovers.

15. Sleeping on the couch makes your back hurt.

16. You take naps.

17. Dinner and a movie is the whole date instead of the beginning of
one.

18. Eating a basket of chicken wings at 3 AM would severely upset,
rather than settle, your stomach.

19. You go to the drug store for ibuprofen and antacid, not condoms
and pregnancy tests.

20. A $4.00 bottle of wine is no longer "pretty good shit."

21. You actually eat breakfast food at breakfast time.

22. "I just can't drink the way I used to" replaces "I'm never going
to drink that much again."

23. 90% of the time you spend in front of a computer is for real work.

24. You drink at home to save money before going to a bar.

25. When you find out your friend is pregnant you congratulate them
instead of asking "Oh shit what the hell happened?"



Bonus:

26. You read this entire list looking desperately for one sign that
doesn't apply to you and can't find one to save your sorry old ass.
Then you forward it to a bunch of old friends 'cause you know they'll
enjoy it & do the same.

29 * ERKEKLERDEN MESAJ VAR

*8 hafta süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, bir doktora gidin.

*Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacak.

*"Beni seviyor musun?" diye sormayın. Emin olun ki sevmesek yanınızda bir

saniye bile durmayız.

*Bir probleminiz olduğunda bizden sorunu çözmek için yardım isteyin. Bizden

sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işi.

*Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor,

yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.

*Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak,

aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan "ekmek masada değil" diye bir iğneleme

yaptığımız sonucunu çıkarmayın. Bunda ne bir dolaylı anlam ne de bir iğneleme var.

*Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi

üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın.

*Eğer aslında cevap beklemediğiniz bir soru sorduğunuzda duymak istemediğiniz

bir cevap alırsanız, sakın şaşırıp kızmayın.

*Eğer bir şey istiyorsanız sormanız yeterli. Bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle farklı

anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin.

*Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın,

cevap vermeyi reddediyoruz.

*En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur: "En kolayını seç".

Bizden komplike şeyler beklemeyin.

*Erkekler sadece 16 renk görürler. Şampanya bir renk değil, bir içkidir.

*Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. Tekrar ediyoruz, biz basitiz. O yüzden

30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını sormayın, bilmiyoruz.

*"Evet" ya da "hayır" gibi cevaplar yeterlidir; soru ne olursa olsun. Başka

anlamlar aramayın, "evet" ya da "hayır" işte.

*Cuma + Cumartesi + Pazar = Bol bol yemek yemek, arkadaşlarla muhabbet, futbol. Bizden başka bir şey

beklemeyin. ister deprem, ister yangın, ister sel, ister dolunay olsun bizim için hafta sonları budur.

*Siz el çantalarını ne kadar seviyorsanız biz de yemeği o kadar seviyoruz.

Bunu anlamanızı beklemiyoruz, çünkü biz de sizinkini anlamıyoruz.

*Size "neyiniz var" diye sorduğumuzda, "hiç bir şeyim yok" derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir.

O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin.

*Sizi düşünmediğimiz zamanlar da olabilir. Bu kötü bir şey değil, buna alışmalısınız. Yeteri kadar

ayakkabınız ve elbiseniz var. Bizi iflas ettirmek bir sevgi gösterisi değildir.



Bunu tanıdığınız tüm kadınlara yollayın; bir kere de olsa erkekleri anlasınlar.

Mümkün olduğu kadar çok erkeğe de yollayın ki, onlar da yalnız olmadıklarını bilsinler.:)))

28 * KADIN ve ERKEK

Bozzetto sever misiniz?

Tıklayın ve izleyin..

http://www.bozzetto.com/flash/fem_male.htm

27 * DIPLOMASI

Adamin biri Afrika'da safariye çikarken yanina minik köpegini de almis. Minik köpek bir gün ormanda dolasip, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kayboldugunu fark etmis. Ne yapacagini düsünürken bir de bakmis ki karsidan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyecegini ariyor."Simdi basim dertte" diye düsünmüs minik köpek. Etrafina bakmis yerde kemik parçalarini görmüs. Hemen arkasini leoparin geldigi yere dönerek kemikleri kemirmeye baslamis, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalisiyormus.

Leopar tam saldiracakken minik köpek kendi kendine konusmus; "Ne kadar lezzetli bir
leoparmis. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mi?" Bunu duyan leopar bir anda donmus kalmis ve en yakindaki agaca tirmanarak dallarin arasina saklanmis. "Tam zamaninda kurtardim yoksa bu köpege yem olacaktim" diyedüsünmüs leopar. Bütün bunlar olup biterken bir baska agacin üstündeki bir maymun olanlari izliyormus. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabilecegini düsünmüs. Leoparin yanina giderek neler oldugunu anlatmis..

Leopar kopegin yaptiklarina çok sinirlenmis ve maymuna "Atla sirtima, gidip sunu yakalayalim" demis. Ancak minik köpek neler oldugunu ve leoparin sirtinda maymunla birlikte süratle kendisine yaklastigini fark etmis. "Simdi ne yapacagim" diye düsünürken kaçmaya tesebbüs etmemis. Bunun yerine arkasini leoparin geldigi yöne dönerek, kemikleri
kemirmeye devam etmis. Tam leopar saldiracakken yine kendi kendine konusmus; "Bu aptal
maymun da nerede kaldi? Yarim saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!"

................

Diplomasi böyle birsey olsa gerek... yapabiliyorsan; hızlı düşün, sakin ol, güçlü görün, düşmanını kendi silahı ile yen)

Çarşamba, Eylül 20, 2006

26 * AKIL NEDIR?

ESAS AKIL

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl
belirliyorsunuz?
Doktor: Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz.Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonrada kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz NE yapardınız?

Adam:
OOO ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.

Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.


Ders: Sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır
AKIL...

25 * KARIMA HEDIYE :)

3 adam oturmuş eşlerine aldıkları hediyelerden bahsediyorlarmış

Birincisi demiş ki, "karıma öyle bir hediye aldım ki, 6 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor." Diğer ikisi anlamamışlar. "Ne aldın?" diye sormuşlar. "Beyaz bir Porsche aldım. Çok mutlu oldu" diye cevap vermiş.

İkinci adam demişki, "Ben de geçen doğum gününde karıma 4 saniyede 0'dan 100'e çıkan bişey almıştım." Hemen anlamışlar tabi ki: "Heey, yoksa Ferrari mi aldın?" Adam gülümsemiş: "Evet, kıpkırmızı bir Ferrari aldım. Gerçekten de ona çok yakıştı." demiş.

Bu sefer üçüncü adama sormuşlar: "Peki sen ne aldın karına?"
Adam demiş ki: "Ben öyle bişey aldım ki; sadece 2 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor." Adamlar şaşırmışlar: "Atıyorsun!" demişler,
"Öyle bir araba olmaz ki!"

Adam cevap vermiş:"Araba aldığımı kim söyledi? İşte bunu aldım demiş. Ne aldığını görmek için tıklayın...

http://img193.echo.cx/img193/7475/adsz8oj.jpg

24 * ISKADINININ CINNET ANI

İŞ KADINININ CİNNET ANI

Öyle değil işte.
İstiyor.
İnsan herşeyi istiyor.
Hem de aynı anda...
Nedir bu herşey?
Yaptığın işi iyi yapmaya çalışacaksın.
Kafa patlatacaksın.
Uyduruk kaydırık olmamasına uğraşacaksın.
Bu yeterince zor zaten.
Sabah akşam işle yatıp kalkman gerekiyor.
Ama işte an geliyor, o da insanı kesmiyor.
İnsan, yatağına iş dışında, başka şeyler de almak istiyor!
Ee peki, (aşık oldun) oldun diyelim.
Sanki bir ilişkiyi yürütmek kolay?
O da inanılmaz emek istiyor.
Diyelim ki, iyi gidiyor. Şükrediyorsun.
Ama bu sefer ne oluyor?
Iki kişilik bir dünyada Küçük Prens ve Küçük Prenses olarak
yaşamaman gerekiyor.
Sosyal hayatın da olacak, gidecek, dostlarinla arkadaşlarınla vakit geçireceksin.
Peki anladık, onu da yaptın.
Ama kendini de beslemen gerekiyor.
Ruhunu yani.
Okunacak kitaplar, gezilecek sergiler, izlenecek filmler var.
Ne yazık ki iş, ruhla da bitmiyor.
Bütün bunları yaparken bakımlı ve güzel olmak icap ediyor.
Ee 30 yaşından sonra da iyi durabilmek için epey bir çaba gerekiyor...
Spor yapacaksın spor!
Yine fedakarlık; ya sabahın köründe kalkıp bir saat yürüyeceksin, ya da iş çıkışında herkesi ekip yüzmeye
gideceksin.
Ay bitmiyor!
Paran olması gerekiyor, sabrın olması gerekiyor, vaktin olması gerekiyor, berbere gitmen gerekiyor, dip boya yaptırman
gerekiyor, manikür,pedikür, sonra aileni ihmal etmemen gerekiyor, varsa kedinle günde en az bir saat sarmaş dolaş olman gerekiyor, onun sağlığı, senin sağlığın,evin bakımı, onarımı, arabanın
durumu...
Ee ne oluyor?
Suçluluk ve vicdan azabı içinde kıvranıyorsun.

Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyorsun.
Beceremiyorsun.
Hepsinin altından kalkmaya çalışınca da...
Toptan çuvallıyorsun!
İyi bir iş mi çıkardın, patronun "Bugün amma da çirkinsin!" diyor.
Guzel mi görünüyorsun, bu sefer işinde "low profile" oluyorsun.
Evin güzel mi oldu, ha ha ha parasız kalıyorsun.
Tam kendini iyi hissediyorsun, bu sefer de şişmanlamaya
başladığını farkediyorsun.
Ben kaçmak istiyorum!
Ben bu yazı üstüne çığlık atmak istiyorum !!!!

23* KADINLARI MEMNUN ETMEK MUMKUN DEGILDIR :))

kadınları memnun etmek mümkün değildir

Kadınların gidip kendilerine erkek (koca) secebilecekleri bir erkek magazası acılmıstır. Magaza 5 katlıdır ve her kat cıkıldıkca, erkeklerin nitelikleri de yukselmektedir.

Magazada sadece tek bir kural gecerlidir:
herhangi bir katın kapısından iceri giren kadın, o kattan
alıs-veris etmek zorundadır ve eger bir ust kata cıkmak isterse, tekrar asagı katlara inemez.

Bir gun bir grup kız arkadas, kendilerine erkek secmek icin
magazaya gider. Ve....

1. KAT'ın kapısında sunlar yazılıdır: "Bu kattaki erkeklerin
calısacak bir isleri var ve cocukları da severler".
Kızlar yazılanları okur ve soyle derler: "Eh, hic yoktan iyidir ama bir de ust kata bakalım".

2. KAT'ın kapısında yazılanlar: "Buradaki erkeklerin iyi bir
isleri var, cocukları severler ve son derece yakısıklıdırlar."
Kızlar: "Hmmm, hic fena degil ama acaba bir ust katta ne var ?"

3. KAT : "Buradaki erkeklerin cok iyi birer isleri var, cocukları
severler, son derece yakısıklıdırlar ve ev islerine de yardım
ederler". Kızlar: "Aman Tanrım, cok etkileyici ama yukarıda baska
katlar da var."

4. KAT : "Buradaki erkeklerin isleri cok iyi, cocukları cok
severler, gayet yakısıklı olup, ev islerine yardım ederler ve ayrıca son derece romantiktirler".
Kızlar cıglık atmaya baslarlar: "Inanılmaz, bir ust katta bizi neyin bekledigini bir dusunun!"
Ve bir kat daha cıkarlar...

5. KAT'ın kapısında sunlar yazmaktadır: "Bu kat bostur ve
sadece kadınları memnun etmenin mumkun olmadıgını kanıtlamak icin
konmustur. Cıkıs soldadır; umarız inerken merdivenlerden yuvarlanırsınız"

22 * EVLENMEK ISTEMIYORUM

(ps: Geldiginde altinda Can Dundar yaziyordu ama ben onun oldugundan cok emin degilim, hatta sanmiyorum. tarzina benzemiyor. daha ziyade nette dolasirken eklenmis veya yazan kisi daha cok okunsun diye onun adiniyazmis gibi geldi bana- nedense ?:))


EVLENMEK İSTERDİM,

Süper bir düğünüm olsun, bembeyaz, sırtı açık bir gelinliğim olsun, annem sevincinden ağlasın diye.


Kıvırcık saçlı bir kız çocuğum olsun ve bana anneler
gününde çarpık çurpuk yazısıyla okulda yaptıkları
kartı getirsin diye...

Geceleri gök gürleyip fırtına çıktığında korkarak
yastığıma sarılmayayım diye...

sevdiğim erkek bana : canım karıcığım
desin diye...

Artık yemek yapmayı öğreneyim, devamlı yumurta ve
makarna pişirmeyeyim diye...

A M A E V L E N M I Y O R U M

Sevdiğim erkeğin kirli iç çamaşırları, lavobodaki
sakal artıkları, kaprisleri, küfürleri,
vurdumduymazlıkları ve yalanları arasında onu neden
sevdiğimi unutmayayım diye...

İşin içine para ve çıkar hesapları

girdiği zaman büyük aşkların nasıl küçüldüğünü
görmeyeyim diye.

Aldatılmanın dayanımaz hafifliği ile tanımayayımdiye...

Canım babacığımdan kalan tek sahip olduğum şeyi,
soyadımı verip yerine bana soyadından başka verecek çok büyük birşeyi olmayan birininkini almayayım diye....

Gece Kız arkadaşım ağlayarak bana telefon açtığı zaman
kedime ertesi gün için mama koyup geceliğim ve diş fırçamla onun evine gidebileyim diye..

Ben olgusunu daha yeni yeni öğrenmişken, bunu Biz olgusuna değişmeyeyim diye...

CAN DÜNDAR

21* KARI KOCA SIRADAN BIR AKSAM:) (GAZELcgme Ithafen)

(Bu postu GAZELcgime ithaf ediyorum- kendi talebiyle:))

Siradan bir aksam !

Akşam annemle babam televizyon seyrediyorlardı. Annem, "Geç oldu,"

dedi, "zaten yorgunum, ben yatıyorum."

Annem kalktı, mutfağa gitti. Çerez-meyve tabaklarını çalkaladı

kaldırdı. Sabaha hazır olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe çay koydu.

Şekerliğe baktı, dibinde az kalmış, üstüne ekledi. Kahvaltı için buzluktan

ekmek çıkardı, akşam yemeği için çözülsün diye de eti aşağıya koydu.

Kahvaltı masasını hazırlamak için masanın üstündekileri topladı.

Telefonu şarja koydu, telefon defterini kapatıp yerine koydu. Sonra çamaşır

makinesinden ıslak çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar

doldurdu. Banyodaki çöp sepetini boşalttı. Islak bir havluyu kurusun

diye duş perdesinin borusuna astı. Bir gömlek ütüledi, kopuk

düğmesini dikti. Çiçekleri suladı. Esneyerek gerindi ve yatak

odasının yolunu tuttu.



Çalışma masasının yanından geçerken durdu, öğretmene tezkere yazdı,

okul gezisi için para sayıp ayırdı, eğildi, sandalyenin altına

girmiş ders kitabını aldı, masanın üstüne koydu. Kek tarifleri

defterini çıkardı, arkadaşına söz verdiği tarifi bir kağıda yazdı,

çantasına koydu.

Bakkaldan alınacakları not etti, notu da çantasına koydu.

Sonra gitti, 3'ü 1 arada temizleme losyonuyla yüzünü yıkadı,

dişlerini fırçaladı. Gece kremini ve kırışık önleyici

nemlendiricisini sürdü. Tırnaklarına baktı, törpüledi. İçeriden "sen

yatmaya gitmemiş mıydın"

diye seslenen babama "şimdi gidiyorum" deyip köpeğin su kabını doldurdu.

Kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki lambayı yaktı. Kardeşimin

odasına gitti, oğlan uyumuş, lambasını söndürdü, bilgisayarını

kapattı, gömleğini astı, yerdeki kirli çorapları toplayıp sepete

attı. Bana geldi,"haydi yat artık, biraz da yarın çalışırsın," dedi.

Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün giyeceklerini

hazırladı. 6 maddelik acil işler listesine 3 madde daha ekledi.

Kendi kendine iyi geceler diledi, hayallerinin gerçekleştiğini

gözünün önüne getirdi.

İşte o sırada babam televizyonu kapattı, ortaya öylece bir "ben

yatıyorum" dedi ve gitti yattı.
Yazan?

Bu yaziyi okuyan hemen hemen tum evli kadinlar - emin olun hepsi kendisinin anlatildigini sanacaktir .

20 * COCUKLAR ICIN EL KITABI

Bir Bebegin Kucuk El kitabi

-balik kavanozundan su ic
-yapiskanli ellerini misafirlerin elbiselerine sil
-kazaginda kucuk bir delik bulursan,onu artik kucuk
bir delik olmayana kadar cekistir.
-iyi bir icecegi ziyan etme,ancak leke birakacagini
bildigin icecekleri dok
-bakicina annenin yaninda"anne" de.
-"dokunmayin" uyarisinin her seye dokunmak icin bir
izin belgesi oldugunu unutma
-hapsirirken kesinlikle agzini kapama
-kimsenin bakmadigi zamanlar yeni dogmus kardesini
kucaginda tasi
-sana tabagin,caydanligin ya da radyatorun sicak
oldugunu soyleyen buyugune asla inanma,kendin
arastirmakta israr et ve sonra da onlarin sucuymus
gibi agla
-fotograflarda yapiskan parmak izleri birak
-haberleri seyrederlerken televizyonu kapat
-gercekci hikayeler anlatmayi ogren
-bakicina melek,anne babana canavar ol.
-annenin tuvalet kuyrugunda one gecmek icin seni
kullanmasina izin verme
-annenin makyaj cantasinin icindekilerle cesitli
denemeler yap
-yatakta zipla
-ilacini icmeyi reddet
-yemegin ya da icecegin icinde'saklanmis' bile olsa
ilaci farketmeyi ogren.
-en pis tuylu oyuncaginin yikanmasina asla izin verme
-organik ol
-camur ye.
-sivri obje koleksiyonu yap
-tabagindaki bezelyelerle oyna,ama hicbir kosulda
onlari yeme.
-burnuna bilye sIkistir
-dergilerin kapaklarini yirt
-paket kagidiyla oyna, hediyelerle ilgilenme
-esyalar icin yeni adlar icad et ve tum aile bunlari
kullanana kadar israr et
-sacinin yikanmasindan nefret et
-balon ufle,sabun ye
-burnunu dogru durust sumkureme
-yasli bir akraba tarafindan opuldukten sonra daima
yanagini sil
-uyanmadan yataktan dus
-oyuncaklarini oteki cocuklarla kolay kolay paylasma
-buyuklerin sinirlerini yipratan muzikli oyuncaklari
tercih et
-kalp carpintilarina neden ol,yuksek iskemlende ayaga
kalk.
-agzin doluyken hapsir
-insanlarin gozune parmagini sok
-parmagini em
-komurle oyna
-ne kadar uzun surerse sursun uyumak icin
sallandirilmayi iste
-agzindan cok sacina yemek girmesini sagla
-diger bebeklerin balonlarini patlat
-"Ne?" de.
-gece mumkun oldugunca cok lambanin yanmasinda israr
et
-tabagindan degil onlugunden yemeyi tercih et
-herkesten once telefonu ac
-aynalara parmak izi birak
-oyuncak olmayan cok sevdigin bir oyun aletin
olsun(matkap gibi:)
-unutma ,Allah catal kasIk kullanmani isteseydi,sana
metal parmaklar verirdi
-emzigini en olmadik yerlerde dusur ,yikamak zorunda
kalsinlar
-annenle babani birbirine dusurmeyi ogren
-kedinin kuyrugunu cek
-birisi yeni cikan disini yokladiginda sIki isir,
-su birikintisinde yuru
-yazi kagidi yerine duvar kagidini boya
-manavda meyveleri isir ve yerine birak
-burnunu kagit mendilsiz silmenin uc
yolu:a)koluna b)baska birisinin gomlegine c)dilinle
-her firsatta coraplarini cikart
-arada sirada merdivenlerden yuvarlan
-kendi sacini kendin kes
-uc yasina geldiginde bilgisayar uzmani ol
-evin anahtarlarini degisIk yerlerde sakla.
-tuvalet kagidini sonuna kadar cek.
-oyuncak ayinin gozlerini cikartmayi ihmal etme.......

18 * BIR KADINI AGLATMAK :(

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
Kadınlar her şeye
>ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En
az erkekler
>kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.
Eğer bir kadın
>yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış
demektir. Ama o yüreğin
>değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile
kırpmadan teker teker
>batırır iğnelerini yüreğe!
>
>
>Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına
kadının.
>Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını
çok acıtır. Gözleri
>buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden.
Ama engel olamaz
>işte.
>
>
>Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler
saplamaktadır.. Bu acıya ne
>kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür
yaşlar gözünden;
>önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın
ağlar; hem de çok!
>
>
>Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken
koparttığı yerdir onu
>ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç
kapanmayacağını, kapansa
>bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar.
Ama bilir misiniz,
>ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok
kadın yapar
>kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen
kadınlar ağladığında çoğu
>insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için
derler.
>Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri
acıyan
>kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir
onları öldüren!
>
>
>Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini
temizlerler yaralarındaki!
>Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür
yaraları.
>Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca
ağlarlar. Zaman geçer sonra.
>Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım
öğrenirler, yoksa ruhlar
>sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru
yolu bulması da yeni
>acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde
sonunda öğrenirler
>kendilerine sarılmayı...
>
>
>Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen
kadınlardır aslında. Her
>damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça
o safça
>inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür..
Küçüldükçe değerini
>yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir
kadın yaratırlar
>kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka
inanmayan...
>
>
>İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok
bekar kadın var diye;
>hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını
yitirdi o kadınlar.
>Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o
kadar çok ağladılar
>ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına
>inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü
biliyorlar ki
>sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir
zaman! Hep bir
>çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman niye
sarılsınlar ki!
>
>
>Niye sarılalım ki!
>Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki
olgunlaşıyordur.
>Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin
ki, artık aşkın
>olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir
doğrusu kalmıştır.
>O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan
kadınlar, eninde sonunda
>kendilerine sarılırlar çünkü!
>
>
>Yılmaz Erdoğan
>

19 * KARADUT AGACININ OYKUSU

Bir zamanlar birbirlerine asik iki genc vardi.
Kizin adi Tispe delikanlinin ki ise Piremus idi.
Bunlar yanyana evlerde otururlardi.

Birlikte büyüdüler ve çocukluklarindan beri
birbirlerine
karsi ask beslerlerdi.fakat aileleri görüsmelerini
istemezler
birbirlerine uygun olmadiklarini düsünürlerdi.
Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardi.

İki evin arasinda gizli bir catlak vardi aileleri bunu
bilmezler
onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine
seslerini duyurur asklarini dile getirirlerdi.

Bir gece ormandaki agacin altinda bulusmaya karar
verdiler.
Tispe Agaca Piremus dan önce varmisti. Gittiginde
avini yeni
yemis agzindan kanlar akan kocaman bir aslanla karsi
karsiya geldi.
Korkarak bi Magaraya dogru koşmaya basladi.
Farkında olmadan yolda boynundaki esarpini düşürmüştü.
Aslan o esarpi koklayip agzina aldi.

O sirada gelen Piremus geldi gördükleri karsisinda
donup kalmisti.
Kocaman aslan agzinda kanlarla birlikte biricik
sevgilisi
Tispe nin esarpini parcaliyordu. O an aklina gelen ilk
ve tek sey
aslanin Tispe yi oldurerek yedigiydi. Tispesiz
yasayamazdi.
Aklindan gecen sadece aski ugruna canina kiymakti.
Belinden hançerini çikardi ve gögsüne sapladi.
Kanlar icinde cansiz bedeni yere dustu.

Tispe ise korkusunu bi kenara atip bir an once askini
gormek icin
magaradan cikmaya karar vermisti.Agacin altina
geldiginde o korkunc
sahneyle yuzlesti. Piremus un cansiz vucudu yerdeydi
ve elinde
Tispenin dusurdugu esarpini tutuyordu.

Ilk once genc kiz olanlar karsisinda aglamaktan hicbir
seyi anlayamamisti.
Ama esarpi ve uzaklasan aslani gorunce anladi. Bi an
magarada
dusundugu o korkunc sey basina gelmisti. Ve onun
öldügünü
dusunen Piremus aski ugruna canina kiymisti.

Tispe bir an bile dusunnmeden hanceri aldi ve gogsune
götürdü.
Onlarin aski ölesiye bir askti ve ölüm bile onlari
ayiramazdi.
Eger Piremus aski ugruna ölümü göze aldiysa o da hic
cekinmeden
canina kiyabilirdi ve hanceri sapladi. Birden vucudu
Piremusun
bedeninin ustune yigildi.

O andan sonra oyle bir sey olmus ki bu ask
ölümsüzlesmiş.
Ciftin üstünde duran agac bunlarin askina adanmis.
Gorenler bakmis ki baslarindaki Dut agacinin meyveleri
kararmis.
Sanki Piremusun kani bu agacin meyvelerine,
Tispenin gözyaslari ise agacin yapraklarina verildi.
O günden beri kara dut agacinin meyvesinin cıkmayan
lekesini,
(Piremusun kan lekesini), dut agacinin yapraklari,
(Tispenin gözyaslari) temizler..

Bilirmisiniz dut agacinin meyvesinin lekesi cikmaz ama
elinize Agacin yapragini alir ovusturursaniz lekenin
gittigine goreceksiniz.

17 * ANKARALI MISINIZ? (AGE35 cugume)

(ps: bunu AGEcuguma -- AGE35- ithaf ediyorum)

ANKARALI MISINIZ?
Eger Akun Sinemasinda zar zor bilet bulup en onden film seyrettiyseniz.
Eger Tunali Hilmi pazar gunu trafige kapatilinca caddeye bagdas kurup gitar
caldiysaniz veya çalanları dinlediyseniz..
Tunali Hilmideki Canboy'a gidip garip hamburgerlerinden yediyseniz.
Simdiki Gazi Hastanesinin oldugu yerde ormanlik arazide futbol oynadiysaniz.
Amerikan Pasajindan alisveris yaptiysaniz.
Levis acildiginda (Ataturk Bulvarina) kapisindaki kuyrugu gorduyseniz.
Bankamatikler cikinca bir hevesle Is Bankasi'nda hesap actirdiysaniz.
Airport diskonun acildigini hatirliyorsaniz.
A Barda canli muzik dinlediyseniz...
Eskisehir Yolu'nda Sogutozu'ndeki koprunun sadece bir ufak kavsak oldugunu hatirliyorsaniz.
Bilkentsiz bir Ankara dusunebiliyorsaniz.
Oran'a giderken "ulan buralar da ne sehir disi be"dediyseniz.
Hava kirliliginden dolayi okullariniz tatil edildiyse..
Eski Deutz servis otobusleriyle okula gittiyseniz....
Anadolu lisesi sinavina girerken sadece iki lise tercihi yapabildiyseniz.
Metropol sinemasi acilinca vay be iki salonu var dediyseniz.
Kerem, As sinemalari size bir sey ifade ediyorsa....
Zafer Carsisinin altindan elden dusme kitap, dergi aldiysaniz...
Kurtulus parkinda bir buz pateni sahasi oldugunu biliyorsaniz ve oraya
kaymaya gitmisseniz kucukken..
Kizilay'da, agzindaki ufacik pul gibi birseyle kus gibi oten adami
biliyorsaniz....
Koprulu kavsagi, metro duragi olmayan bir Ankara size normal geliyorsa....
Bahceli yediye sadece o civarda oturan bir arkadasi ziyaret etmek icin
gittiyseniz...
Ilk kumpiri Tunali'da Kitir Pilic'te yediyseniz..
Doneri, Sakarya'da Hosta'da yemeyi seviyorsaniz...
Ankara'da bir mekana girdiginizde tiplerin %80'ini isimleri ve
özgeçmisleriyle sayabiliyorsaniz (diyseniz vaktinde)
Istanbul'da yasadigniz halde hafta sonu Ankara'ya gidiyorsaniz
Istanbul'da yasadigniz halde Ankaralilarla gorusuyorsaniz
Margharita Pizza'yi ve Korfez pastanesini biliyorsaniz
F 34'ü biliyorsaniz ve bunu sakliyorsaniz
Eskisehir Yolu'nun 2 seritli ve bos halini biliyorsaniz
Arkadaslarinizi en az 10 yildir taniyorsaniz
Hala 9'da sinemaya gitmeye karar verip 9 bucuk seansina yetismisseniz (bunu
zavalli Istanbullulara anlatirken bile keyif aliyorsaniz)
Ziya gokalp caddesinin orta seridinin sadece otobusler icin oldugunu ve
dalga dalga goctugunu gormusseniz..
Kizilay trafige kapaliyken ordaki masalarda oturup, bisiklete binip, paten
kaydiysaniz..
Kugulu parkdaki salincaklarda sallandip, balon ve kagit helva aldiysaniz..
Karumun icinde piyasa yaptiysaniz, coook seker acildiginda kosa kosa gidip
bir torba seker aldiysaniz..
Yilbasinda Vakkoramayi hep gezdiyseniz..
Vakko'nun onunde birileri ile bulustuysaniz..
Segmenler haftasonu aile eglenceniz olmussa bir zamanlar..
Ailenizle Gölbasina yemege, piknige vs gitmisseniz..
Turizm bakanligi binasinin yerinde tarla oldugunu hatirliyorsaniz..
Otobuse Ulus'daki gardan binmisliginiz varsa..
Genclik parkinda birilerinin nikahina gidip, havuzunde bisiklete binip,
aksam da lunapark'da ucan sandalyelere binmisseniz..
Okul gezilerinde mutamadiyen Anitkabire, Anadolu Medeniyetleri Muzesine,
Resim Heykel muzesine, Ataturk'un Evine, Meclise vs gitmisseniz..
AOC'de icindeki kafeteryadan findik fistik alip maymunlara verdiyseniz,
cikista kofte ekmek, uzerine de AOC dondurmasi yediyseniz ve tren yolunda
tren gecerken beklediyseniz..
Atakule'nin insaat halini gorup, acildiginda kosa kosa her hafta sonu oraya gidip Dreamland jetonlari biriktirip hediye almaya calisdiysaniz..
Meram Pastanesinden dondurma yediyseniz..
Kolej-Yukselis cekismesini hep yasadiysaniz, maclarda "ibne Ari'ya da kafam girsin" dediyseniz, o maca gitmek icin kendi dilekcenizi yazip velinizin
imzasini taklit ettiyseniz..
Okulun son gunu yumurta savasi yaptiysaniz..
Ankaragucu maclarini hele birde Istanbul takimlariyla yapilan maçlari iple
cektiyseniz
Siz Ankaralisiniz.............
Gurur duyabilirsiniz.

16 * HAMALLIGIN OYKUSU

Hamalsan iki şey önemli oluyor senin için: Yük ve yol...

Ancak sırtına aldığın yükle bu mesafeyi aşabilirsen, ücret mevzu bahis oluyor. Aksi olursa, cereme çekiyorsun!

Bunu düşünüyordum. Yanımdaki hamalla yola çıktık. İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği... Diyordum ki içimden "Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!.."

Nitekim, çok geçmeden dedi ki: "Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!...

"Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!.."

Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini "Sen de dinlen hadi" dedi. Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum. Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında...

"Yükünü indirip sen de dinlen", demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım... Sonra yine durdu. Bana da "dinlenmemi" söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi başımı salladım... Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek;

"Hadi kalk, dedi. Bana yaslan. Ağır ağır gider ve birsüre sonra gene dinleniriz." Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana. "Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda....


Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait... Halbuki bir yükü "taşımak" bizim işimiz, "altındaezilmek" değil!..

Unutma ki bir yük taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir.. Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle...

Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü.Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var...


Okumanız bitince işi-gücü bırakın ve 10-15 saniye düşünün; bu kadar çırpınmanın sonunda çevremizde bir kişiyi dahi mutlu edemiyorsak bir sorun var demektir. Bazen bize küçük gelen ayrıntılar; karşımızdakini ömrünün sonuna kadar mutlu edebiliyor....

15* REENKARNASYON

Asagidaki siteye dogum gununuzu giriyorsunuz, size bir onceki yasantinizdaki hayatinizi hakkinda bilgi veriyor.

http://users.pandora.be/gad/re/turks.html

Buyrun bakalim.... isteyen inansin:)

14 * YAGLANIR :))

Son gunlerde kendinizi kotu mu hissediyorsunuz,
asagidaki adresi tiklayin ve isminizi buyuk harflerle yazin.. :)

http://bygezgin.free.fr/eylence/yag.htm

13* DOGDUNUZ GUN HIT OLAN SARKI

Millet ne siteler yapiyor:))

Dogdugunuz gun hangi sarki ve album hitti? Bir TIK ile ogrenebilirsiniz.

http://everyhit.com/dates/

12* PATENT OFISINE YAPILAN BASVURULAR

Trabzonlu arkadaslar kusura bakmasin lutfen... Bu sekilde gelmisti. 2001 yilindan kalma.


> Trabzon Patent ofisine yapilan basvurular
> >
> > 1. Su geçirmez havlu
> > 2. Günes enerjisiyle çalisan fener
> > 3. Camli denizalti kapisi
> > 4. " Okuma Ogreniyorum " Kitabi
> > 5. SiSirilebilir Dart Tahtasi
> > 6. Sözlük indexi
> > 7. Helikopterler için firlatma koltugu
> > 8. Su tozu (süt tozu gibi)
> > 9. Pedalla çalisan tekerlekli sandalye
> > 10. Su geçirmez poset çay

11- EPICA (ODULLU FILM) (BETHINGcgme)

(Bunu BETHINGcgme ithaf ediyorum)

Europe's Premier Creative Awards - EPICA
Aids Awareness dalinda 2005 te odul alan bir calisma

http://www.epica-awards.org/assets/epica/2005/winners/films/flv/10539.htm

10 * EVLI ERKEKLERIN DUASI:))

Evli erkeklerin duasi

Allahim...

Karimi her türlü tehlikeden koru
Gerekirse ben tehlikeye atilayim

Onu hiç yorma

Gerekirse ben yorulayim

O çalismasin

Ben çalisayim

O hasta olmasin

Ben olayim

Allahim o aldatmasin
Ben aldatayim

Benim güzel karim dul kalmasin

Ben kalayim

AMIN...

9 * BILINDIK BIR HIKAYE:)))

>Olay Budur!
>
>Aynı konunun 3 versiyonu...
>1- Kadin/Erkek
>2- Kadin/Kadin
>3- Erkek/Erkek
>
>1.Versiyon Kadin / Erkek: Bir erkegin hayati nasil karartilir?
>
>Kadin: Saçimi kestireyim mi?
>Erkek: Olur.
>Kadin: Ama kiyamiyorum.
>Erkek: Öyleyse kestirme.
>Kadin: Canim degisiklik istiyor...
>Erkek: O halde kestir.
>Kadin: Bana akil vermeyi birak, delilere verir gibi.
>Erkek: Eger nasil hosuma gittigini bilmek istiyorsan, sana derimki
>uzun saçli. Bunu biliyorsun.
>Kadin: Beni tanidiginda kisaydi.
>Erkek: Ve sana tam olarak ne dedigimi hatirliyorum: 'Ne güzel
>olurdun uzun saçla'.
>Kadin: Ama herkes kesmemi söylüyor.
>Erkek: Bu durumda kuaföre git ve birak uyuyayim lütfen. Bunu
>senden Allah rizasi için istiyorum.
>Kadin: Peki nasil kestireyim? Kat kat mi yoksa perçemli mi?
>Erkek: Kat kat.
>Kadin: Bana yakisacagini sanmiyorum, çünkü saçim çok düz.
>Erkek: Birak perçemli olsun.
>Kadin: Çok yorucu.
>Erkek: Yordugu zaman tekrar kestirirsin.
>Kadin: O zaman asla uzatamam.
>Erkek: Uzatmak istiyorsan kestirme güzelim.
>Kadin: Bana güzelim deme!!!!!!!
>Erkek:?!?!?!?!!
>
>2.Versiyon Kadin / Kadin:
>
>1.Kadin: Ah sekerim saçini mi kestirdin? Ne kadar güzel
>olmussun!!! 2.Kadin: Ay sahi mi söylüyorsun? Ben pek emin olamiyorum. Ay
>çok mu kisa oldu acaba...??
>1.Kadin: Amaaan ne alakasi var. Benim yüzüm bu kadar genis olmasa
>ayni kesimi bende denerdim. Benim su saçim klasik oldu artik, yeni bir
>modele hiç cesaret edemiyorum.
>2.Kadin: Ay yapma Allah askina nesi varmis yüzünün.... Bak söyle
>suralarindan kat verdirsen, harika olur!! Benim de boynum uzun olmasa ayni
>seninki gibi bir model yaptirirdim.
>1.Kadin: Ah sekerim sende bir alemsin. Keske benimde boynum
>seninki gibi olsa. En azindan su çökük omuzlarimin dikkat çekmesini
>engellemis olurdum. 2.Kadin: Ayol sen ne diyorsun?.. Senin gibi omuzlari
>olsun isteyen bir sürü kiz var... Giydigin her sey sana öyle yakisiyor
>ki.. Birde benim su kisa kollarima bak. Omuzlarim seninkiler gibi
>olsaydi, giydigim bluzlar üstümde emanet gibi durur muydu? Vir vir vir,
>dirdirdir...
>
>3.Versiyon Erkek / Erkek:
>
>1.Adam: Saçini mi kestirdin?
>2.Adam: Evet
>1.Adam: Sihhatler olsun abi!..
>2.Adam: Sagol...
>

8 * HAYATTA IZ BIRAKMAK

>> Yazan: Paulo Coelho
>>Kalemin hikâyesi
>>
>>Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu:
>>
>>"Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun? Benimle ilgili bir hikâye
>>olma ihtimali var mı?"
>>
>>Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi:
>>
>>"Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım
>>kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de
>>seversin."
>>
>>Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi.
>>
>>"İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı
>>değil ki!"
>>
>>"Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli
>>özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep
>>dünyayla barışık bir insan olursun.
>>
>>"Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları
>>yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı'dır ve her
>>zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir.
>>
>>"İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu
>>açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını
>>sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni
>>daha iyi bir insan yapar.
>>
>>"Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle
>>silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin
>>kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya
>>yarayan en önemli şeylerden biridir."
>>
>>"Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı
>>ahşabı
>>ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O
>>yüzden
>>her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın."
>>
>>"Beşinci ve son özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde
>>sen
>>de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her
>>hareketinin
>>farkında olmalısın."

7* ADIM ADIM TR- 83000 ADETMIS

BİR HOLLANDALI TURİST ÜLKEMİZİN HER ŞEHRİNİ DOLAŞMIŞ VE ÇEKTİĞİ
FOTOĞRAFLAR İÇİN BİR SİTE KURMUŞ
ADIM ADIM GEZILEBILIR.

http://www.pbase.com/dosseman/root&page=1

http://pbase.com/dosseman/turkce /TURKCE/

6 * ASK NEDIR?

aşk neymiş öğrenelim bakalım :))ÖĞRENELİM .........

>>Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye kalbiniz deli gibi
>>çarpmaya başlıyorsa...
>>Bu aşk değil HOŞLANMAKTIR
>>
>>Ellerinizi ondan çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak istiyorsanız
.. >Bu aşk değil ARZULAMAKTIR
>>
>>Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız....
>>Bu aşk değil YALNIZLIKTIR
>>
>>Herkes onunla olmanızı beklediği için onunlaysanız...
>>Bu aşk değil SADAKATTİR
>>
>>Size sıcak , yakın davrandığı için onunlaysanız...
>>Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİKTİR
>>
>>Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız...
>>Bu aşk değil ACIMAKTIR
>>
>>Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız..
>>Bu aşk değil ARKADAŞLIKTIR
>>
>>Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi söylüyorsanız..
Bu aşk değil KOCA BİR YALANDIR
>>
>>Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda edebiliyorsanız...
>>Bu aşk değil YARDIMSEVERLİKTİR
>>
>>O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa ...
>>İşte bu AŞKTIR
>>
>>Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü
kopamadığınızı >düşünüyorsanız..
>>İşte bu AŞKTIR
>>
>>O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayıflığı
>hissedebiliyorsanız.. İşte bu AŞKTIR
>>
>>Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen hiç pişmanlık duymadan
onunla kalmaya devam edebiliyorsanız..
>>İşte bu AŞKTIR

5* SANAL KOCA ISTEYEN VAR MI:)))

http://www.ladyskylar.com/swffiles/virtualhusband-e.swf

4* NE ZAMAN OLECEGINIZI BILIYOR MUSUNUZ?

*Doğan Cüceloğlu' nun eğitimdeki katılımcılarla aralarındaki konuşma: *
**
**
*B(Doğan Cüceloğlu): Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı? *
**
*K(Katılımcı): Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok.*
**
*B: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar
insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz? *
*Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: *
*K: Ölüm. *
*B: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek
şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan
sonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümünün
başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir
hastalığım olduğunu göstermez mi? *
*Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. *
*Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Şu
şekilde devam ederim: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz? *
*K:Hayır *
*B:Şu saniye içinde olma olasılığı var mı? *
*K:Var. *
*B:Yarın? *
*K:Evet. *
*B: 30 yıl sonra? *
*K: Olabilir. *
*B: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini bili yor musunuz?
Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz? *
*Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle hiç
bakmamışlardır. *
*B: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden
çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır
böyle bir garanti? *
*K: Yoktur hocam. *
*B: Peki nereden biliyoruz, az sonra telefonumuzun çalmayacağını ve
evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini? Katılımcılar
burada rahatsız olmaya başlarlar. *
*K: Hocam konuyu değiştirsek? *
*B: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim
bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte
olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı
aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi
yapardınız? *
*K: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam. *
*B: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi
kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten
öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi
olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da
gerginlik konusu yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah
evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta
tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız?
Ona "yüreğinizin taa derininden gelen bir "seni gerçekten çok seviyorum"
demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona
duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı? *
*Burada bazı katılımcıların ağladığı olur. Belli ki dün akşam yaptıklarından
bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir. *
*B: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar
gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin
varlığından daha önemli, hangilerinde "şimdi kalbini kırdım, ama zaman
içinde ben ondan özür dilemesini bilirim?" diye kendi kabuğumuza çekilip
tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız
gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı? *
_,_.___

3 * ALKOLUN YAN ETKILERI VE COZUMLERI

> * Alkolün Yan Etkileri ve Çözüm Yolları*
>
> 1.
> Belirti : Ayağınız ıslak ve
soğuk.
> Sebep : Bardak yanlış açıyla
tutuluyor.
> Çözüm : Bardağın ağzı
yukarıya gelinceye kadar
> çevirin.
>
> 2.
> Belirti : Önünüzdeki duvarda lambalar var.
> Sebep : Zeminde yatıyorsunuz.
> Çözüm : Vücudunuzu zemine 90° açı yapacak
şekilde
> konumlandırın.
>
> 3.
> Belirti : Zemin bulanık görünüyor.
> Sebep : Boş bir bardağa bakıyorsunuz.
> Çözüm : Hemen bardağa sevdiğiniz bir
içecekle
> doldurun.
>
> 4.
> Belirti : Zemin hareket ediyor.
> Sebep : Sürükleniyorsunuz.
> Çözüm : En azından sizi nereye götürdüklerini
sorun.
>
> 5.
> Belirti : Ne zaman birisi konuşsa
kulağınız yankı
> yapıyor.
> Sebep : Kulağınızı bardağa
sokmuşsunuz.
> Çözüm : Kendinizi maskara yapmayı
bırakın!
>
> 6.
> Belirti : Oda sallanıyor, herkes beyaz
giyinmiş ve
> müzik sanki tekrar
> edip
> duruyor.
> Sebep : Ambülanstasınız.
> Çözüm : Hareket etmeyin. Uzmanlar gereğini
yapar.
>
> 7.
> Belirti : Babanız ve kardeşleriniz
yabancı gibi
> bakıyor.
> Sebep : Yanlış evdesiniz.
> Çözüm : Evinizin yolunu sorun.
>

2 * ZIHINSEL CEKIM GUCU

Subject: duşuncelerinizi yeniden
> şekillendirin sizde istediklerinizi elde edin... ya
> da kaybedin!...
>
> Zihinsel Çekim Gücü!...
>
> İnsan davranışını anlamanın merkezinde bu özellik
> yatar! Zihinsel Çekim Gücü, bizim canlı bir mıknatıs
> olduğumuzu söyler! Biz, düşüncelerimizle uyum içinde
> olan insanları ve durumları hayatımıza çekeriz!
> Benzerler birbirini çeker! (Sizin bu grupta olmanız
> ve yazıyı okuyor olmanız da düşüncelerinizin çekimi
> sayesinde değil mi?) Huyları birbirine benzeyenler
> daima birbirlerini bulurlar! Hayatımıza çektiğimiz
> her şey, bizden ve özellikle düşüncelerimizden
> kaynaklanmıştır!
>
> Arkadaşlarımız, ailemiz, ilişkilerimiz, işimiz,
> sorunlarımız ve karşımıza çıkan fırsatlar bile bizim
> onlarla ilgili olan düşüncelerimiz nedeniyle bize
> doğru çekilmişlerdir! Alışkanlık haline getirdiğimiz
> düşüncelerimiz ve duygularımızla uyum içinde
> titreşen insanlar ve durumlarla karşılaşır, ona göre
> iletişim kurarız!
>
> Hayatımızın olumlu veya olumsuz her yönüne
> baktığımızda, büyük bir çoğunluğunu bizim çekmiş
> olduğumuzu görürüz! Düşüncelerimize eklediğimiz
> duygular ne denli güçlü olurlarsa titreşimin hızı da
> o denli artar ve biz, diğer insanları ve durumları
> hayatımıza daha hızlı çekmeye başlarız!
>
> Bu gücün nasıl işlediğine her yerde tanık
> olabiliriz! Bir arkadaşımızı düşünürüz, derken o
> anda telefonumuz çalar! Arayan, gerçekten de
> düşündüğümüz kişidir! Bir şeyi yapmaya karar veririz
> ve hemen ardından fikirler ve yardımlar bize akmaya
> başlar! Biz adete bir mıknatısa dönüşürüz!
>
> Pek çok insan kendini yapmayı düşündüğü şeylerden
> geri çeker, çünkü bulundukları yerden, gitmek
> istedikleri yere nasıl gideceklerini bilemezler!
> Ancak işe başlamadan önce tüm cevapları bilmemiz
> gerekmez! İstediğimiz şeyin ne olduğundan ve bizimle
> ilişki kuracak insanların nasıl olmaları
> gerektiğinden iyice emin olduğumuz sürece, Zihinsel
> Çekim Gücü sayesinde onları hayatımıza çekebiliriz!
>
> Düşüncelerimiz belli bir hızda titreşen bir çeşit
> enerjidir! Bu enerjinin hızını, onlara eşlik eden
> duyguların yoğunluğu belirler! Heyecanımız ve
> duygularımız ne denli artarsa, düşüncelerimiz de o
> denli hızlı bir şekilde bizden dışarı çıkar ve
> benzer insanlar ile durumları hayatımızın içine
> çekerler!
>
> Mutlu insanlar, diğer mutlu ve cana yakın
> insanları kendilerine çekerler! Bolluk bilincinde
> olan bir insan, para kazandıran fikirleri ve
> fırsatları kendisine çeker! İyimser ve gayretli bir
> satıcı ise, daha büyük ve daha iyi müşterileri
> kendisine çeker! Olumlu iş adamları ve iş kadınları,
> başarılı işler kurmak istediklerinde kaynakları,
> müşterileri, satıcı firmaları ve bankaları
> kendilerine doğru çekerler! Zihinsel Çekim Gücü her
> yerde ve her zaman hiç değişmeden işler!
>
> Bir düşünce ektiğimizde, bir eylem biçeriz, Bir
> eylem ektiğimizde, bir alışkanlık biçeriz,
> Bir alışkanlık ektiğimizde, bir karakter biçeriz,
> Bir karakter ektiğimizde ise, bir kader biçeriz!
>
> Kendimize değiştirerek daha fazlasına sahip
> olabilir ve daha fazlasını yapabiliriz
> Düşüncelerimizi, disiplinli bir zihinsel çalışma
> yaparak değiştirebiliriz! Onları istediğimiz
> şeylerin üzerinde yoğunlaştırarak ve
> istemediklerimizi de düşünmeyi reddederek disipline
> edebiliriz!
>
> Zihinsel Çekim Gücünü olumlu bir şekilde kullanan
> insanlara “şanslı insanlar” denilir! İşte bu durum,
> hedeflerinden emin ve onlara ulaşma hususunda hep
> iyimser olan insanların hayatlarına neden bu kadar
> çok iyi şeyin ve yardımcı insanların çekildiğini
> bize açıklar!
>

(ps: isaretleri temizleyemedm- sorry)

GUVENMEK

Ingiltere'de yargıçların maaşı yoktur. Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defterleri vardır. Ingiliz devleti hakimlerine o kadar güveniyor yani. Birgün hakimin biri bir bankaya gidip 1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş. Tabii ortalık birbirine girmiş. Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan bu kadar parayı veremeyecekleri söyleyip hemenIçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlığa filan telefon etmişler. Ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış:ÖDEYIN! Gelgelelim bankada o kadar nakit yokmuş. Hakimden ertesi gün gelmesi rica edilmiş. Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış. Aradan birkaç güngeçmiş. Hakim çıkagelmiş. Parayı bankaya geri vermek istiyormuş. Banka yönetimi şaşırıp kalmış. Hemen Adalet Bakanlığı'nı aramışlar. Derhal bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve hakime hareketinin sebebini sormuşlar. Hakim "Kraliçenin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım" cevabını vermiş. Raporlar bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim azledilmiş. Adalet bakanlığıhakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış: "Kraliçe hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez."

"Güven" çok ince bir çizgidir. Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey, "iki taraflı" olmasıdır.

BIRIKTIRME KUTUSU

Yeni bir blog acmaya karar verdim. Ama buraya ben yazmayacagm. Internette dolasan forwardlardan begendiklerimi eklemeye karar verdim.
Bazen komik, bazen huzunlu, bazen duygusal, bazen bilge, bazen sahipli, bazen sahipsiz pek cok guzel ileti dolasiyor.

Iste burada onlari biriktireyim ve isteyen de gelsin okusun diye...

Kutunun ilk maili benden oldu. Bundan sonra ben susacagm, sanal dunya konusacak..
Eh ne diyeyim, bana, sana, ona, vatana, millete hayirli olsun, gokten 3 elma dussun hepimizin olsun:))

Kuguboynu,theBiriktirir